• UKÜ Online
Haberler

You are here

Haberler

Doğu Akdeniz’de Enerji Politikaları Panelinde Akademisyenler

UKÜ’de T.C. Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri ve Başbakan Yardımcısı Sayın Kudret Özersay’ın katılımıyla düzenlenen “Doğu Akdeniz’de Enerji Politikaları” panelinin akademik oturumunda, Doğu Akdeniz’de mevcut ulusal ve uluslararası politikalar tartışıldı. Prof. Dr. Salih Saner, Öğretim Görevlisi Necdet Pamir ve emekli görüşmeci Ergün Olgun’un kendi alanlarında kapsamlı bilgileri paylaştığı paneli Prof. Dr. Necdet Basa yönetti. 

Paneli yöneten Prof. Dr. Necdet Basa sözlerine, “Kıbrıs dendiğinde ilk akla gelen iki büyük kahramanı, Doktor Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ı saygıyla anarak” başladı. Prof. Basa, AB’nin Kıbrıs’lı Rumları, Yunanistan’ın şantajlarına boyun eğerek; uluslararası hukuka, Zürih ve Londra Anlaşmaları’na ve 1960 Kıbrıs Anayasa’sına aykırı olarak ve “Kıbrıs Devleti” olarak almalarının, bugünün Kıbrıs Sorunu’nun temel nedenlerinden biri olduğunun altını çizdi. Sözlerini “Kıbrıs dediğimiz ada, Anadolu’ya sadece 40 kilometre mesafede; Suriye’ye 60, Mısır’a 240 kilometre, Yunanistan’a ise tam 1200 kilometre; buyurunuz en uzak ülkenin Adayla ilgili ölçüsüz taleplerine bakınız! Tabii ki bu durum, tamamen adanın dünyanın ve stratejik önemdeki Doğu Akdeniz’in ortasında bir uçak konumu nedeniyle kazandığı jeopolitik değerinden kaynaklanıyor. Türkiye de her şeyden önce, tüm bu gelişmeleri dikkate alarak, kendi güvenliğinin gerektiği adımları atmak mecburiyetinde olan bir durumda.” diyerek tamamladı.

Ergün Olgun ise Kıbrıs Adası’nın gerçeklerini, sahadaki fiili durumu, Rum tarafının tek yanlı hidrokarbon çalışmaları karşısında, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin başlattığı “haklarını savunma” girişimlerini ve bunun etkilerini ortaya koyarak önümüzdeki dönemde Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin yapması gerekenler konusundaki önerilerini sundu. 

UKÜ Öğretim Görevlisi Necdet Pamir, Doğu Akdeniz’de bir dizi doğal gaz sahası keşfi sonrasında büyük güçler ve bölgesel oyuncuların taktik ataklarına değinerek, Doğu Akdeniz’in, ispatlanmış petrol rezervlerinin % 48’ini, doğal gaz rezervlerinin % 41’ini barındıran Orta Doğu coğrafyasının, Avrupa ve Atlantik’e açılan kapısı olduğunun altını çizdi. Pamir, Doğu Akdeniz’in, Türk Boğazları, Suriye coğrafyası, Bab-ül Mendeb Boğazı ve Süveyş Kanalı ile birlikte, enerji kaynaklarının taşınma yollarının kontrolü açısından, stratejik önemine vurgu yaptı. Doğu Akdeniz’in merkezinde yer alan Kıbrıs’ın ise İngiltere/NATO kontrolündeki Ağrotur ve Dikelya üslerinin yanı sıra, Suriye’deki Rusya kontrolündeki Tartus ve Lazkiye üsleri nedeniyle askeri açıdan öne çıktığını dikkate getirdi. Bölgede son yıllarda ivme kazanan gerginliklerin, hidrokarbon kaynaklarının geliştirilmesi ve Orta Doğu’daki kaynakların taşıma güzergâhlarını kontrol altında tutulması mücadelesinden kaynaklandığını belirtti. Pamir, güneyde GKRY tarafından tek taraflı olarak sürdürülen aramaların, hukuksuz ve hakkaniyetten uzak olduğunu, fiili durum yaratılmaya ve pekiştirilmeye çalışıldığını söyledi. Pamir, Türkiye ve KKTC tarafından Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kabul edilen ve bu bölgelerde, TPAO’ya verilen ruhsat sahaları ile Rumların tek taraflı lisans verdikleri alanlarda çakışma olan kısımlar için, Türkiye tarafından NAVTEX ilanı ve donanma ile yanıt verildiğini belirtti. Ayrıca son dönemde, Türk tarafının MTA’ya ait Oruç Reis sismik arama gemisi, TPAO’ya ait Barbaros Hayrettin Paşa sismik arama gemisi ve Fatih derin deniz sondaj gemisi ile daha da etkili adımlar atıldığını ifade etti. Halen Alanya’da ve Erdemli’de sondaj yapıldığına, bunların ardından Adana açıklarında bir kuyu daha planlandığına dikkat çeken Pamir, asıl yapılması gerekenin, TPAO’nun Türkiye Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kabul ettiği ve KKTC’nin TPAO’ya lisans verdiği potansiyeli yüksek alanlarda arama yapılması olduğunu belirtti. 

Prof. Dr. Salih Saner ise yıllardır Doğu Akdeniz’de süregelen anlaşmazlıklara günümüzde hidrokarbon ve MEB anlaşmazlıklarının da eklendiğini söyleyerek, jeopolitik sorunların çözülmemesi halinde, hidrokarbon aramacılığının mümkün olamayacağını belirtti. Saner, Doğu Akdeniz’de gaz keşiflerinin, iddia edildiği kadar yüksek ve spekülatif miktarlar kadar olmasa da Kıbrıs için önemli bir gelir kaynağı niteliğinde olduğunu ifade etti. Doğu Akdeniz’i çevreleyen tüm ülkelerin, olanakları ölçüsünde arama faaliyetlerini sürdürdüğünü anlatan Saner, mevcut olumsuz ilişkiler nedeniyle, bu çalışmaların anlaşmazlıkların gölgesinde kalacağına işaret etti. Münhasır Ekonomik Bölge sorunları, düşük gaz fiyatı, yüksek üretim maliyetleri ve taşıma sorunları nedeniyle, mevcut ortamdan, yerel halkın değil şirketlerin kâr elde edeceğini belirten Prof. Dr. Saner, KKTC’de rasyonel petrol aramalarına geçilememesinin sebebinin Kıbrıs sorunu olduğuna dikkat çekerek, ancak iki devletli çözüm hedefinin petrol aramacılığına olanak tanıyacağını ifade etti. Saner, “KKTC’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde de zengin gaz yataklarının bulunmaması için bir neden yoktur.” dedi.

Son güncelleme: 31-12-2018