Mezunlar
Mezunlarımızdan Gelen Mektuplar
Bir Anahtar da Siz Edinin!
Hayatın size ne verdigi aslinda cok da önemli değildir, hiç farkında olmasak da aslinda hayat bize uçsuz bucaksiz sonsuz fırsatlar ve alternatifler verir, ama bunu hep bir kapının arkasına saklar, işte bizim bu hayattaki asıl görevimiz o kapıların anahtarlarına sahip olmak. Çünkü bir kapıyı açınca karşımıza bir kaç kapı daha çıkar, sonra birini seçeriz ve o kapıdanda geçebilirsek başka başka kapılar, sonra başka başka kapılar... zincirleme reyokson gibi... Yani özetle, hayatın bize ne verdiği değil, bizim hayattan ne alabildiğimiz önemlidir.
Bir universiteye başlamak bir anahtara sahip olmak gibidir, ama bu bir başlangıçtır, ilk kapıdan geçmek gibidir, artık önümüzde sayısızca alternatifler vardır... Hiç unutmam, Uluıslararası Kıbrıs Universitesi'nde ilk dersimize sayın Hocamız Murat Tüzünkan girmişti ve şu sözleri üniversite hayatıma yön veren sözler olmuştu... ''Üniversite demek sadece bu sınıflarda verilen dersler demek değildir, üniversite demek ayrıca bu okul duvarlarının dışında yaşama dair alacağınız bilgi ve tercübelerinizidir, hayatınıza yön verecek olan da budur...''.
Benim UKÜ (Uluslararası Kıbrıs Universitesi) maceram 2001 yılında başladı. Çok yeni bir üniversitenin, yeni kampusünün ilk öğrencileriydik, toplasanız bir avuç öğrenciydik. Aile ortamından bir farkı yoktu, herkes bir birini tanır, selamlaşır, yardımlaşır, hep birlikte eğlenilir, yenilir içilirdi. Ve sevgili hocalarımız... Biz üniversite öğrencilerinin çoğu ailesini, arkadaşlarını, sevdiklerini bir başka diyarlarda bırakmış, başka bir dünyaya adım atmış birer savunmasız çocuk gibiyizdir. Bu yeni dünyada hocalarımız bazen bizim annemiz babamız bazen abi abla, bazen arkadaş dost gibidir. İşte bu yüzden UKÜ'de okuduğum için çok sanşlı olduğumu düşünürüm. Gerek derslerimle ilgili gerekse hayatıma dair sorunlarla karşılaştığımda hocalarımızın çalışma ofislerinin kapısını çalıp içeri girdiğimde herzaman bir güler yüzün beni beklediğini bilmek kadar güzel birşey yoktu. Bu yüzden hiç umutsuzluğa kapıldığımı hatırlamıyorum, benim Hocalarım vardı, abilerim vardı, ablalarım vardı, yalnız değildim.
Yıllar çok hızlı akip gitti, cübbeler giyildi keptler atıldı, mezuniyetin sevinciyle, ayrılığın hüzünüyle yollara düşüldü, hayat artık daha gerçekti. Ben durmak yok diyenlerdendim. Birkaç ay sonra (USAK) Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu'nda staja başladım. 1 aylık staj dönemi sonunda, full time Araştırma Asistanı olarak kurumda çalışmaya başladım. Uzmanlık alanım Terör ve Güvenlik'di. Aynı zamanda kurumun internet gazetesi olan USAK Gündem'in de bir süre editörlüğünü üstlendim. Birçok makale çalışmamın yanında köşe yazılarımda oldu. Aynı zamanda bir kaç uluslararası projede aktif şekilde yer aldım. Bunların yanında sanırım en heyacan verici, TRT radyolarında bir kaç kez ''terör ve şiddet'' konulu programlara konuk olarak katılıp sesimi ve dolayısıyla düşüncelerimi tüm Türkiye'ye aktarabilmekti.
İş hayatı güzeldi, hem istediğiniz şeyleri yapıyorsunuz, hemde para kazanıyorsunuz. Ama durmak olmazdı. Sıra Master yapmaya gelmişti, işte yine düzinelerce kapı? Ülke, şehir, bölüm, konu.... Ben yurtdışını tercih ettim. Lisans dönemimdeki Rusya merakım ve çalışmalarım benim bu tercihimde etkili oldu. Ve tercihim St. Petersburg State University'den yana oldu.
Yurt dışında Master yapmaya karar vermek, sanırım benim hayatımda attığım en büyük adımlardan biri oldu. Lakin artık başka bir dünyadaydım, tamamen yabancı bir kültür, matalite, din, düşünce, bakış açısı, iklim, yemek, kısacası herşeyin farklı olduğu bir yerde yapayalnızsınız. Çok korkutucu gelebilir ilk başta ama aslında ne kadar keyiflidir oysa. Önünüzde keşfedilmesi gereken kos kaca bir ülke ve toplum. Ve tamamen yalnızsınız, tüm adımlar sizin, tüm kararlar sizin. İşte insanın hamuırunu pişiren de budur. Akademik yöndende durum farklıdır. Artık alternatif hatta farklı bakış açı ve yorumlarla karşı karşıyasınız, bizim gördüğümüzü ve tamamen bildiğimizi sandığımız şeylerin rengi ve tadı farklılaşıyor, biraz daha düşünmenizi ve sonunda daha iyi kavramanızi sağlıyor. Tabiki bu durum karşılıklı, onlarda siz yabancıları dinlemekten haz alıyorlar ve farklı bakış açıları hakkında bilgi sahibi oluyorlar. Bunun en güzel örneği, Master dersleriminizin bir çoğuna hocalarımız lisans düzeyindeki Rus öğrencileri dahil etmesiydi, onların derslerini bölüm gelip bizim dersliklere yerleştirmeleri, buna nekadar çok önem verdiklerini gösterir. Ben de bu sayade bir çok kez Rus öğrencilere seminer verme şansına sahip oldum. Soruların daha çok Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili olması da bana ayrıca ülkemi en güzel şekilde tanıtma, anlatma, ve anlaşılma fırsatı verdi. UKÜ den aldığım eğitimle, o Rusların bilinen zorluk derecesi çok yüksek eğitim sisteminde, çok iyi bir ortalama ve başarıyla Master'ı 2009 yılı itibariyle bitirmiş oldum. Burdan bir kez daha UKÜ'deki hocalarıma teşekkür etmek istiyorum bu vesileyle, gerçekten insan ne kadar kaliteli eğitim aldığını bu durumlarda daha iyi anlıyor.
Ve şimdi sırada Doktora var, geleceğe dair endişelerim artık çok daha az, adımlarımın yere sağlam bastığını hissediyorum. Ve işte o yeni kapılar!!! Ama bu kez durum biraz farklı, sanırım cebimde kapıların sayısından daha çok daha fazla anahtar var!!! ))
Bayram Karabulut
11 Aralık 2009









