Güzel Sanatlar Fakültesi
Dekanımızdan
Luxor Vadisinde, bereket kaynağı Nil nehrine uzaktan bakan Karnak tapınağının 102 metreye 53 metre boyutlarındaki büyük holü 134 adet dev sütunu barındırır, biçimleri papirus ağacından esinli sütunların genişliği 3,5 metre, yüksekliği 23 metredir. M. Ö. 14.ncü yüzyılda inşasına başlanan, 2000 yıl boyunca çok sayıda firavunun, mimarların, sanatçıların, on binlerce taş ustası zanaatkar ve sayısız işçi ile kölenin katsıyısıyla büyüyen tapınak kompleksini bugün her yıl milyonlarca turist hayranlık ve şaşkınlıkla gezer. Tanrı Amon’a adanan büyük tapınağın dev sütunlarının dibinde 40 cm ×1.70 cm boyutundaki insan için, bu ölçek farklılığı sarsıcıdır. Ama aynı sütunların üzerlerindeki ve tapınağın masif taş duvarlarının yüzeyindeki taşa işlenmiş hiyerogliflerin ve resimsel bezemelerin inc eve zarif dokusu erişim mesafenizde ve sizin ölçeğinizdedir, onları eski Mısırlıların yaptığı gibi okuyamazsınız belki ama dokunabilir, bilmediğiniz bir büyük dünyanın derinliğini, anlamlar ve işaretler zenginliğini hissedersiniz. Karnak Amon tapınağının mimarı bilinmiyor, taşa işaretler nakşeden zenaatkarların adlarının bilinmediği gibi. Onlar bugünün mimarlarının, iç mimarlarının, grafik sanatçılarının, tasarımcılarının öncüleri ataları.
Aradan 3000 yılı aşkın bir zaman aktı, binlerce anıt, yüzlerce önemli kent inşa edildi, adları bilinen-bilinmeyen mühendis mimarlar, dekorator mimarlar, sanatçılar, tezhip ustaları, ressam ve heykeltraşlar bunların yapımında ve tasarımında görev aldılar.
Uzun yıllar boyunca bu meslekler iç içe girmişti, Rönesansın en ünlü kubbesini Floransa’da inşa eden mimar Brunelleschi’nin esas işi mücevhercilik ve saat yapımcılığıydı, Antik dönemin en ünlü yapısının, Ayasofya’nın karşısında ve onun yapımından 1000 yıl sonra bir başka mimarlık başyapıtını, Sultan Ahmet Camiini inşa eden Sedefkar Mehmet Ağa bir ahşap ve sedef işlemecisiydi.
Bugün binlerce yıllık bir büyük dünya mirasının üstünde yine şehirler, binalar, mekanlar inşa ediyoruz, bunların yüzeylerini sanat yapıtlarıyla donatıyoruz; teknoloji taşın, ahşabın, tuğlanın ötesinde yepyeni ve yapay malzemeleri kullanmamıza, en geniş açıklıkları geçmemize imkan veriyor. İletişim çağının yeni teknikleri, maddenin sınırlarını aşmayı, sanal dünyanın imkanlarını alabildiğine kullanmayı, kentleri, mekanları maddesi ve ağırlığı olmayan akışkan imgeler ve işaretlerle bezemeyi mümkün kılıyor... ve bunları gerçekleştirenler, mesleklerini artık okullarda öğrenen tasarımcılar, mimarlar, iç mimarlar, mühendisler, endüstri tasarımcıları, grafik tasarımcılar, sanatçılar ve başkaları; iş bölümünün yaygınlaştığı dünyamızda orta boy bir inşaat tabelasının üstünde sayıları onları aşan meslek erbabının, bazen yüzlerce kişinin adı var ve bunlar giderek farklı ülkelerin pasaportunu taşıyor, bilgi ve beceri ulusal sınır tanımıyor.
Yirminci yüzyılın en önemli tasarımcılarından birisi olan mimar-şehirci-endüstri tasarımcısı-ressam Le Corbusier bir yerde şöyle diyordu: “Taşı, ahşabı ve betonu kullanır, bu malzemelerle evler ve saraylar yaparsınız. Bunun adı inşa etmektir., fennin alanı, işi doğru yapmanın. Ama birdenbire kalbimden vurursunuz beni, kendimi iyi hissederim birden ve haykırırım: “Ama bu çok güzel.” İşte bu Mimarlık’tır. Sahneye Sanat girmiştir.”
Le Corbusier de tıpkı Rönesans ustaları gibi çok yönlü bir sanatçıydı, mimarlık okulu bile bitirmemişti, bir dekoratif sanatlar okuluna devam etmişti ama çağının ve belki de bütün çağların en büyük mimarlarından biriydi, yaptığı işin, mimarlığın “bir meslek değil, bir düşünme biçimi” olduğunu söylüyordu, tüm sanatlar için olduğu gibi.
Bugün tasarımcının fenni sezgisi ve yeteneği ne olursa olsun, mimarlık da, iç mimarlık ve endüstri tasarımı da, grafik sanatlar ve tüm sanatlar da okullarda öğreniliyor. Okulun amacı işin zorunlu kısmını, işin fennini öğretmek bunun da ötesinde mesleğin temel bilgilerini küreselleşen dünyanın rekabet koşulları içinde bilgi alanları arasındaki ilişkiler ve ruh hali mesleki işbirliği konularında bir formasyon ve bilinç zemini oluşturmak, işin “Sanat” yanıysa, her zaman olduğu gibi bireye ve yaşayacağı hayata kalıyor. Bu formasyonu zaman içinde başka sanat dallarının katılımıyla zenginleşecek olan bir Güzel Sanatlar Fakültesi çatısı altında edinmek, kent mekanından o mekandaki anlam ve işaret dünyamızı oluşturan imgelere uzanan farklı ölçekteki tasarım alanlarının bilgi ve deneyimini birbiriyle temas halinde edinmek, geleceğin genç tasarımcıları için iyi bir eğitim ve etkileşim ortamı. UKÜ bunu, adının da içerdiği Uluslararası düzey ve platformda oluşturmayı, tasarım bilgi ve becerisini küreselleşen dünyada yarışacak genç insanlara bir Güzel Sanatlar Fakültesi’nin kültür ve sanat ortamı içinde sunmayı vaad ediyor.
Prof. Dr. Atilla YÜCEL
Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı









